a R k e o l o g

zihnimdeki kazılardan çıkanlar

Aristotales’ten (MÖ 4.yy) Kepler’e kadar (MS 16.yy) yaklaşık 2000 yıl, “dünya merkezli evren modeli” evrenin gerçek modeli olarak kabul edilmiştir.
Moailer, Paskalya adasında monolit kayalara oyulan devasa figürlerdir. MS 1250 - 1500 yılları arasında yerliler tarafından yapılan bu heykellerin Polinezya atalarını temsil ettikleri düşünülmektedir. Adada 887 adet heykel bulunmaktadır ve genellikle yüzleri antik yerleşim yerlerine dönüktür. İstisna olarak yedi heykelden oluşan Ahu Akivi grubu ise okyanusa bakmaktadır. Efsaneye göre bu yedi kişi krallarının adaya dönüşünü beklemektedir.

Hesiodos, Theogonia [721]

Gökyüzünden bir örs düşse
Ancak dokuz gün dokuz gece sonunda,
Onuncu gün varırdı yeryüzüne.
Aynı şekilde tunç bir örs aşağı düşse
Ancak dokuz gün sonunda yolculuğunu tamamlar
ve Tartaros’a ulaşırdı.

“Die Schadenfreude gibt mir Lebenskraft.”

—   Ozan Usanmaz

hararet nardadır sacda değildir
keramet baştadır tacda değildir
her ne ararsan kendinde ara
kudüs’te mekke’de hac’da değildir

Hacı Bektaş-ı Veli (13.yy)

Kommagene kralı I. Antiokhos Partlara karşı kazandığı zaferin bir simgesi olarak (MÖ 62) Nemrut Dağı’nın zirvesine Pers ve Yunan tanrılarından oluşan anıtsal heykeller, dağın içine de kendi mezar odasını yaptırmıştır. Roma döneminden beri dağın içine tüneller açılarak mezar odasına ulaşılmaya çalışılmış ancak başarısız olunmuştur. 1881 yılı ve sonrasında yapılan kazı çalışmalarında da keşfedilemeyen mezar odası günümüzde sessiz ve sakince gizemini korumaya devam etmektedir.
ardora:

Hayat, Spinoza’ya göre, varlığın tümünde ifadesini bulan “Tanrı’nın varolma kudreti”dir.* Bu kudret, sonsuzun sonlu bir varlıkta hazır bulunuşu, bir yaşama eylemidir. Varolanlar, dolayısıyla insanlar da, yaşama kudretlerini aslında doğanın tümünü oluşturan bu sonsuz ürünler verme kudretinden almaktadırlar. Hayat üzerine düşünmek (meditation), bizzat yaşama eyleminin merkezine (meditatio) yönelmektir; hâlihazırda süren hayata yönelik bir dikkat geliştirmektir: “Hür bir insan hiçbir şeyi ölümden daha az düşünmez ve onun bilgeliği ölüm hakkında değil, hayat hakkında derin bir düşüncedir (meditation)” (Etika, IV. Kitap, önerme 67).
Dolayısıyla bir sonluluk olan insan varlığı kendisindeki sonsuzluktan kopuk olarak ele alınamaz. Spinoza’nın sonluluğu zorlama ile ve sonsuzluğu da zorunluluk ile birlikte düşündüğünü söyleyebiliriz. Zorlama, tıpkı sonluluk gibi, dışsal bir gerektirilmeyle karakterize olur: “Kesin ve gerektirilmiş bir şart içinde var olmak ve etki yapmak için kendisinden başka birisiyle gerektirilmiş olan şeye zorlama (cebrî) diyorum” (Etika, I. Kitap, tanım 7). Öte yandan sonsuzluk ise zorunluluk, demek özgürlük ile birlikte düşünülür: “Sırf kendi tabiatının zorunluluğuyla var olan ve etkinliği yalnız kendisiyle gerektirilmiş bulunan şeye hür diyorum” (aynı yerde).
*Burada Tanrı dinsel ya da ahlaki sorumluluğun hesap sorucu mercii olan bir Tanrı değildir, fakat sonsuzluğun, demek sonsuzca sıfatlanmış tözün ifadesi olarak Tanrı’dır (Etika, I. Kitap, tanım 6). Dolayısıyla, Tanrı sonsuzun varlık tarzından başka bir şey değildir.

ardora:

Hayat, Spinoza’ya göre, varlığın tümünde ifadesini bulan “Tanrı’nın varolma kudreti”dir.* Bu kudret, sonsuzun sonlu bir varlıkta hazır bulunuşu, bir yaşama eylemidir. Varolanlar, dolayısıyla insanlar da, yaşama kudretlerini aslında doğanın tümünü oluşturan bu sonsuz ürünler verme kudretinden almaktadırlar. Hayat üzerine düşünmek (meditation), bizzat yaşama eyleminin merkezine (meditatio) yönelmektir; hâlihazırda süren hayata yönelik bir dikkat geliştirmektir: “Hür bir insan hiçbir şeyi ölümden daha az düşünmez ve onun bilgeliği ölüm hakkında değil, hayat hakkında derin bir düşüncedir (meditation)” (Etika, IV. Kitap, önerme 67).

Dolayısıyla bir sonluluk olan insan varlığı kendisindeki sonsuzluktan kopuk olarak ele alınamaz. Spinoza’nın sonluluğu zorlama ile ve sonsuzluğu da zorunluluk ile birlikte düşündüğünü söyleyebiliriz. Zorlama, tıpkı sonluluk gibi, dışsal bir gerektirilmeyle karakterize olur: “Kesin ve gerektirilmiş bir şart içinde var olmak ve etki yapmak için kendisinden başka birisiyle gerektirilmiş olan şeye zorlama (cebrî) diyorum” (Etika, I. Kitap, tanım 7). Öte yandan sonsuzluk ise zorunluluk, demek özgürlük ile birlikte düşünülür: “Sırf kendi tabiatının zorunluluğuyla var olan ve etkinliği yalnız kendisiyle gerektirilmiş bulunan şeye hür diyorum” (aynı yerde).

*Burada Tanrı dinsel ya da ahlaki sorumluluğun hesap sorucu mercii olan bir Tanrı değildir, fakat sonsuzluğun, demek sonsuzca sıfatlanmış tözün ifadesi olarak Tanrı’dır (Etika, I. Kitap, tanım 6). Dolayısıyla, Tanrı sonsuzun varlık tarzından başka bir şey değildir.

Tektanrılı dinlerden bildiğimiz Adem’in, Sümer mitolojisindeki aslı “Adapa”dır. Babil sürgünü sırasında Yahudiler tarafından tufan miti gibi yaradılış miti de Tevrat’a aktarılmıştır.